Dalyan nehri üzerinde, kaya mezarlarının tam karşısında, küçük, mütevazı bir cennet. Nehir boyundaki yirmiye yakın pansiyon ve aile işletmesi arasında ayrı bir yeri var. Evsahipleri aydın, candan ve güleryüzlü bir aile. Bahçe yüzyıllık servilerin gölgesinde, serin ve huzurlu (komşu pansiyonlar "yaprak döküyor" diye kendi servilerini kesmişler): bütün gün oturup geçen motorların hipnotize edici pat patını dinleyerek mutlu olunacak bir yer. Tekneyle dalyana çıkıp olta sallamak, yengeç avlamak da var. İztuzu plajı otelin iskelesinden tekneyle yarım saat. Su kaplumbağaları rahat verirse nehirde yüzmek de mümkün. Merkeze mesafe iyi: akşam kalabalığından ve disko gürültüsünden uzak, ama bisikletle beş dakika. Odalar basit, işlevsel. Üst katta otelden çok teklifsiz bir ev havasında şömineli salon var. İstek üzerine yemek veriyorlar: lezzetli, doğal. En önemlisi, içten.

A happy, unpretentious small hotel set directly by Dalyans river in full view of the Lycian royal tombs. It is easily the best among some 20 family-run pensions and modest hotels lining the river bend. The very welcoming hosts - İlknur, Münir, their small daughter, three dogs and two rabbits - support a peaceful, homey establishment. The garden lies in the shade of century-old cypresses: it is an ideal place for lazy days lulled by the hypnotic monotone of the riverboats. The rooms, on the other hand, have little to write home about; the loft feels more like a vast and cluttered family room than a hotel lounge. The distance to town centre is good, far enough from the evening crowds yet a mere five minutes by bicycle. It is possible to swim in the river if you dont mind the occasional inquisitive turtle: otherwise it is a half-hour riverboat ride through the vast water-logged labyrinth of the delta to one of Turkeys best beaches.

ANA SAYFA